Akademisyen ahbaplarım var demiştim, Murat Bey dışında bunlardan biri de bir zamanlar izlenimlerde link verdiğim Bakü Notları yazarı bir doçent, Bahadır Akın. Zamanında ünversitede okurken tanışırdık, gel zaman git zaman herkes kendi yoluna gitti. Ben ipsiz sapsız biri iken bu arkadaşlar okuyup doçent, profesör oldular. Uzun zamandır çağırıp “bırak şu blog davasını, biraz dinlen, iki laf ederiz” diyordu, ben de hanımdan izin alıp hafta sonu atladım otobüse hocanın yanına vasıl oldum.
Zaman insanı değiştiriyor, kimimiz saçı döktük, kimimiz ağarttık, hepimizde göbek mevcut. Ama ne demişler, insan yedisinde neyse yetmişinde odur diye, karakter hep aynı. Hoşbeşten sonra görevli olduğu okula gittik. Tipik bir devlet üniversitesi, tatil zamanı ortalıkta in cin top oynuyordu. Hocanın epey büyük bir odası var, “hayrola, at mı oynatıyorsun” dediğimde geçmiş dönemde ünvanı doçent olanları zorla bu odalara taşıdıklarını söyledi. Kendisi yurt dışındayken taşımışlar. Bir çalar saatle, eski bir kanepe alacak, saat beşe kuracak sonra çekip gidecekmiş. Akademisyenin hayali bu kadar olur işte. Biraz lüzumsuz olduğumdan kaç para maaş alıyorsun dedim, 1.550 YTL imiş. 6 ay derse girdiği dönemlerde belli bir saatin üzerinde ek ders ücreti de alıyormuş. Doçent için az değil mi dediğimde, “yok, hamdolsun geçiniyoruz, beğenmeyen çeker gider” diye cevap verdi. Yalnız doçentten doçente maaş değişiyormuş, erken yaşta doçent olanla araştırma görevlisi neredeyse aynı parayı alıyormuş. Memuriyetteki kıdemle ilgili birşey galiba, kendisi de bilmiyor. Sistem genç yaşta ilerleyeni pek sevmiyor anlaşılan dedim. O pek birşey sormadı, izlenimlerden zaten haberdar, robdöşambr için de “zevzek adamsın vesselam” dedi. Kendisi de pek ciddi sayılmaz ya, neyse.
Yaşadığı şehir orta halli bir yer, seçim öncesi üniversite olmuş, ismi de epey uzun, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi imiş. “Bu ne yahu, adam bunu söyleyene kadar akşam olur” dedim. Hatta geçenlerde televizyonda görmüştüm, Sivas’ta bir hastanenin adı “Sultan Birinci İzzettin Keykavus Devlet Hastenesi” iken Numune hastanesine dönüşüyormuş, isim uzun vatandaş söyleyemiyor diye. Bazıları itiraz ediyormuş “Koca Selçuklu Sultanının ismi nasıl sökülür, biz daha ölmedik” derken bir kısım da “canım sultanın adını verecek yer mi yok, vatandaş hastanenin adını söyleyemiyor, sultana laf mı ediyoruz” şeklinde. Haberde izlediğim kadarıyla hastanenin adını kimse doğru söyleyemiyordu. Aslında vatandaş bunu bir şekilde çözer ama söylenme zorluğu resmi yazışmalarda da sıkıntı yaratabilir. Maliye para ödemez, dilekçe vermek uzun sürer, daha fazla lazer mürekkebi gider vs.
Ben bunları anlatınca hoca da dertliymiş, “aynen öyle Fethi bey, bu isim uygun değil, Karaman Üniversitesi ne güzel, Karamanoğlu bilmem ne diyene kadar hem insanların dili dönmez hem de resmi toplantılarda, sempozyumlarda pratik olmaz” dedi. Hatta yerel bir gazeteye “bu isim olmaz, kimse çocuğuna söylenmesi zor isim koymak istemez, bunun Ahmet bey ile Mehmet bey ile alakası yok, mikro milliyetçilik yapalım derken yakacaksınız üniversitenin geleceğini, bu isim belki bir kampuse, yahut enstitüye verilebilir ama üniversiteye olmaz” mealli yazı yazmış. Gel gör ki, aksini düşünenler “bunlar Türk düşmanlarıdır, Karamanoğlu Mehmet Bey Türk Dilinin Anadolu’da babası sayılır, üniversitemize başka isim koyamayız” demeye kalkmışlar, birbiriyle husumet içindeki siyasilerin desteğiyle de öyle olmuş. Halbuki hocayı tanırım, Türk düşmanlığını bırakın masa başı milliyetçileri “şu kadar paradan aşağı olmaz” diye pazarlık ederken seve seve üstelik ailece Azerbaycan’a gitmiş Türk dünyası dostu biridir. Hasılı, bence de bu isim olmamış.
Öğrenciler nasıl, dedim. Birinci sınıfta ateş gibi oluyorlarmış ama son sınıfta birer zombi gibi çekip gidiyorlarmış. Öğretim üyelerine hiçbir sorgu, sual yaptırım uygulanmadığından istisna bir iki hoca dışında çocukları baskıyla sindiriyorlarmış. Derslere yarım yamalak giriliyor, öğrenciler 3-5 sayfalık notlarla ders geçiyormuş. Millet dandik kitap basıp zorla öğrenciye satar, türlü para hesabı yapar, makam, mevki kovalarmış. Anadolu üniversitelerinde çoğu böyle olsa gerek.
“Gel sana da blog açalım”dediğimde gülerek “bunlar senin işin, ben beceremem” dedi. Halbuki iyi mizah anlayışı olduğunu bilirim, lüzumsuz şeyler yerine gündelik hayatını yazsa popüler bile olabilir. Şimdi kıytırık bir yarı kasaba üniversitesinde oyalanıp duruyor. “Bari özel üniversiteye filan geç” dedim. “Hayatımdan memnunum” dedi, öğrencileri pek seviyormuş, birkaç tane eposta gösterdi “buraları, bu çocukları kurda kuşa bırakmamak lazım Fethi, İstanbul, Ankara’da zurnanın deliği olamam, buralar biraz otursun, kurumlaşsın, beraber gideriz” diye de ilave etti. Eh bir yerde yerleştikten sonra kalkıp gitmek de kolay değil elbette, çoluk çocuk vs. Bir de memuriyet meselesi var, onu sordum. “Senin gibi adamdan memur nasıl olur” dedim. Dedim ama lafı kapınca bırakmadı, bana bir nutuk çekti, akademisyen işte, mealen şunu söyledi:
“Memurluk bir illettir, gizli bir uyuşturucudur, bir defa sirayet ederse adam iflah olmaz. Öldürmez, adamı varlıkla yokluk arası sınırda tutar memurluk. Her ay az ya da çok belli bir para alacağını bilir ona göre yaşarsın, bir nevi komünizmdir. Bir insandaki tüm müspet, yaratıcı, yenilikçi yönü törpüler, aktif adamı bir zombiye dönüştürür. Karakteri uygun olan çoğunluk kolayca kapı köpeği haline gelir. Gelmeyen de oradan oraya sürülen bir ruh hastasına dönüşür. İşin kötüsü memurun çocuğu da memurluğa meyilldir. Dahası öğrenciler de işsiz kalacağız diye memurluğa heveslidir. Haksızlar demiyorum, devlet böyle bir imkan sunmuşsa, bu imkandan yararlanmak isteyenleri kınamak doğru olmaz. KPSS sınavına bak, milyonlar memur olabilmek için neler çekiyor. Peki haksızlar mı? Hayır, iş hukuku, minimum kapitalist ilişki kuralarının bile olmadığı özel sektör mantığı içinde devlete köle olmaya koşanlara hatalısın diyemem. Öncelikle devletin istihdam için haksız bir rakip olmaktan çıkması ama bu süreçte de sağlıklı bir iş ortamı için adam gibi yasal düzenlemeleri tamamlaması gerekir. Şu anda devlet memurluğu bir fert için güzel seçenektir, bunu kabul etmek lazım ”
Laf uzayıp ben uyuklamaya başladım, ama “Hocam kafa ütüleme” de demedim, fukara iyice dolmuş anlaşılan. Söyledikleri yanlış mı? Ben de bu işleri yazarım malum, aynen öyledir. Neyse daha nice sohbetler ettik, Çinden, Hintten girdik Fenerden Beşiktaştan çıktık. Kendisi beni ertesi gün kayınpederinin köyünde yapılacak pikniğe davet etti. “Ayıp olmasın, aile içi bir iş” dediysem de ısrar etti, “hem sana malzeme de olur, robdöşambır için ‘pikniğe gittim et yedim’ türü anlamlı yazılar yazarsın” dediğinde bunun isabetli olduğuna karar verdim. Akşam da beraberdik, evde hocanın ufaklıklarla da hoş sohbetimiz oldu, bunları yazacak zaman olmaz ama çocukların benimkilerden eksiği yok, hepsi bir alem.
Köydeki piknikte neler oldu? Az veyahut bir zaman sonra…. Ordövuar…
Posted on Ağustos 8th, 2007 by robdoshambr
Filed under: Uncategorized
fethi efendicim simdi arkadasindir diye darilma ama bu docent bahadir bana biraz miyminti bir adammis gibi geldi. tamam cocuklari seviyormus ozverili bir akademisyenmis, amenna. ama kockoca docent azicik hirsli olur yahu! ne oluyor ki oyle yuzu yerde Allah bereket versin havalari? o kadar televizyon izliyoruz hicmi docent gormedik?
Tamam Allah elbette bereket versin ama insan da sayu gayrette bulunacak. neymis efendim cekyata iki seksen uzanip saati bese kurmaca olaylari falan? sen ona bunlari birbir soyle. birde dersin bu bizim manyakadam sert konusur ama icindekini soyler, yani samimidir, katakulli bilmez. yani yanlis anlamasin.
benim lafim paraya da degil o ayri konu. ama boyle beyin israfi olmaz. en azindan senin gibi bir blog acsin bilgisini paylassin. sende bir iki yol gosterirsin, bu kadar kisi yapiyor, o docent olduguna gore dahada cabuk kapar bu isleri. sonrada ne hali varsa kendi gorur. oturur yazar yani kendi basina.
soruyorum, aksam bese kadar cekyatta uyuklamadan daha ehven degil midir?
Once hos geldiniz mahallemize. Ne oldu, bu isi zincire mi cevirmeye karar verdiniz yoksa kurmsallsiyormusunuz (simdilerde modaymis)? Bu mahalle de stand-up-philospher hizmetlerini Metin Bey’le biz veriyorduk ya.. Neyse semi- liberal olaraktan rekabetten sikayat etmeye hakkimiz yok herhalde.
Yaw bu Bahadir Hoca bizim dosttur, sizden iyi olmasin. Ben de bilirim iyi mizah anlayisi oldugunu. Niye olmasin ? Sanki Aziz Nesin ne yaparak unlu oldu ki? Gerci YOK Universitelerinmde ilim yapmaktan vakti olmaz mizaha. Baksaniza Harvard’in bile denkligini kabul etmiyor Tezic, dinle alakali ders alindi ise.
Neyse selamimi soyleyin bir daha ki ziyaretinizde; benden once gorusurseniz.
Sizin mizahiniz da idare eder.
Bekir Bey,
Evet, bıktım artık Demirel’in yediği yoğurtta, şundan bundan. Bundan sonra böyle, televizyon izledim, ot biçtim, yanlayıp yattım. Blogsa blog, bu alemde ben de varım.
Öte yandan YÖK konusunda sizi iyimser gördüm, benim ziyaret ettiğim hoca akşama kadar bilgisayarda oyun oynuyordu. Hatta kravat dahi takmadığını müşahade ettim. YÖK “yatın, sizden iş isteyen yok ya, budala mısınız” der gibime geldi.
Manyakadam,
Bahadır beyin aslında bir blogu var, Bakü Notları diye ama adam akademisyen, makale yazar gibi gezdiği yeri yazmış. Utanmasa dipnot verecek. Zaten 5-6 yazı var, dönünce de bırakmış.
Blog açar mı bilmem ama geçen piknik dönüşü “yahu Murat hocanın kitabını tanıtmışsın, benim de var, biz adam değil miyiz” diye şikayetlendi. “Bedava bir tane verirsen, hay hay, hatta biraz para ver, kitabını göğe çıkarırım” dedim. Belki onun kitabına da blog açılabilir. Yeni Ekonomi diye birşeymiş.
Ekonominin yenisi eskisi mi olur, hayret. Meğer bununla internet, minternet kastediliyormuş. Şu ara bu işlere Murat Karun bakıyor Olan Biten’de. Neyse kitap gelirse, tanıtırız dedim, belki biri yardım eder de Murat Bey gibi Bahadır’a da blog açılır.
FST
Iyi demisin Fethi efendi. Aklisira bedavadan reklam yaptiracak uyanik. yemisim onun kitabini. aksama kadar bilgisayarda oyun oynayan adamin yazacagi kitaptan hayirmi gelirmis? versin parasini oyle konussun, hayret bisey.
Dur bakalım, kargo göndermiş. Kitapları bir inceleyeyim, bak sen birkaç taneymiş, zamanı gelince tanıtırız.
sayfalarin arasina iyi bak fethi bey. hani bir emanet falan varsa is degisir!