Efendim denizi, güneşi, kumu hiç sevmem. İnsanların sırtlarını yakıp heykel gibi dolaşmak üzere deniz kenarı, diğer bir ifadeyle cehenneme akın etmesine mana veremem. Tanıdığım esprili bir şahsın benzetmesiyle denizde yanıp “yağır eşşeğe dönenleri” anlayan beri gelsin. İnsanoğlu hakikaten akılsız bir yaratıktır, akılsız başın cezasını kimi zaman ayaklar, kimi zaman vücudun diğer organları çeker durur. Bir takım budala ekonomist ve siyasiler de insan rasyoneldir filan diyerek saçmalarlar.
Bir defa deniz kenarı kumludur. Adamın üstüne başına yapışır. Denize girdin diyelim, çıkarken ille de ayağın kumlanır. Terlik giysen daha kötü, içi kumlanır, rahatsız eder. Terlik giymesen ayağın kızgın kumda yanar, Kuğu Gölü balesi yaparcasına hoplayarak gezer durursun. Deniz suyu tuzludur, adamı rahatsız eder, ille de o an için pratik olmayan duşa girmen gerekir. Duş ya çok soğuktur, ya da çok uzaktadır, gidip gelsen gene kuma batarsın. Hele çoluk çocukla berabersen ayvayı yedin. Temizlenmesi gereken kum adam miktarı daha da artar. Sonra sıcaktır. Eğer sıcak iyi birşey ise niye küresel ısınmadan şikayet ediliyor? Fıstık gibi yanarsınız, kömür gibi olursunuz fena mı?
Bu denize gitme işinin birçok yönü var. Mesela zengin iseniz pek problem olmayabilir, adam başı geceliği asgari ücrete lüks bir otelde keyif yaparken bu kum eziyetini hafifletebilirsiniz ama o kadar paran varsa git dünyayı dolaş, Prag, Paris, Atina, Barselona’yı gör. Bodrum’da, Alanya’da eşşek yüküyle parayı güneşin altında rezil olmaya harcayan adamdan ne hayır gelir vatana millete? Ha, bunların biraz görgüsüzünün derdi de açık büfe denen rezalette çatlayana kadar tıkınıp, “parasını verdim ulan” diyerek yiyemediğini de çöpe atmaktır. Be adam, yaz günü sıcağın altında zıkkımlanacağına git Alplerde serinle. Sonra plajlarda nedir öyle milletin vaziyeti, kadınlar kızlar kıçı, göbeği açık sere serpe dolaşıyor. Erkeklerin eski modellerinde de slip mayolar var, göbek üstüne sarkmış, iğrenç bir manzara. Muhafazakar hanımlar tüm elbiseyle denize giriyorlar ki, Kızılmaske Fantom gibi görünüyorlar. Fantom demişken, bir ara da Mandrake ve Abdullah’tan bahsederiz inşallah. Çizgi Romanın kralıydı.
Fukara takımı zaten ailece denize gidemez, eskiden kötü bir arabayla çadır tatili yaptığımızı hatırlıyorum, hakikaten kabus gibiydi. İğrenç bir çadırda tüp filan vardı. Orta halli olanlar ise ucuz pansiyonlarda kalırlar, be adam madem uyuz uyuz oturup tavla oynayacaksın, bari evinde kal da hanıma eziyet olmasın. Hem paran da cebinde kalır.
Kısaca Türkiye’de deniz tatilinin “insanoğlu gör kendine nasıl eziyet eder” sözünü doğrulama dışında manası yoktur. Kalabalık, sıcak, pislik, kum, güneş yanığı, slip mayo, soğuk duş, açık büfe, tavla vs. Daha ne diyeyim. Memleketimizin öyle yaylaları, serin yerleri var ki, sadece hevesli gençler sırtına heybesini yüklenip istifade ediyorlar. Halbuki imkan olsa da gidip kafa dinlenmek ne güzel olur.
Posted on Ağustos 14th, 2007 by robdoshambr
Filed under: Uncategorized
fethi beycim bu ustunu basini gunesten yakmaya calisanlarin cogu rengi degissin de tatile gittim diye hava yapsin caka satsin diye oyle yapiyor. turk milletindeki rakip tanimaz hava atma gayretini sakin gozden kacirmayasin.
Orası öyle.
“Abi, Bodrum’daydım. Bu yaz Fethiye’deydik, ortamlara aktık.” diyebilmek için epey eziyet çeken var.
Özenti güzel birşey değil, adam maskaraya döner.
Fethi Bey,
Oh, içimin yağı eridi valla. Nasılsa yüzme de bilmiyorum, çok iyi geldi bu yazı bana. Ben de anlamam bu rezilliği niye çeker bu insanlar…
Ben yayladan döndüm şimdi. Yüzme biliyorum ama tatlı sularda yüzmeyi daha çok severim. hayatımda bir kez cemaatle gittiğim bir gezide 11 yıl önce Manavgatta denize girmiştim. Deniz suyu daha yoğun olduğu için daha fazla kaldırıyor, yani yüzmek denizde göle göre daha kolay. Sea-sand-sun üçgeninde bir tatilden ben de hazzetmiyorum açıkcası. Bir de dördümcü s var galiba bunlara ek.
Bu arada çelik bilek roddoshambr
nerden esti?
genelleme yapma metin kardes. usulunce yaparsan hersey guzel olabilir. ama fethi beycigiminde dedigi gibi boyle seyler daha cok baskalarina hava caka yapmak icin yapildigindan her is gibi bundada civitiveriyoruz.
Ben de denizi sevmem, ama bir defasında tekneyle Marmaris Akvaryuma gitmiştim. Deniz cam gibi, 10 metre dibi görünüyor. Dayanamadım atladım. Tekne hareket etmiş, 50 metre filan gitmiş, baktım annem bağırıyor: “Kurtarın oğlumuuuu, kurtarıııın !” Karizma bir anda sıfır… “Gelmeyin kardeşim ben yüzerim ya, gidin işinize” diyorum… Gelen eleman da kurtarıcı pozisyonunda ya, teknedeki kalabalık hatun nüfusuna havasını atacak, bırakmıyor “dayan, yüz bu şekilde, aferin, yorulursan dinlen..” filan diyor, tutup boğacam herifi. Hasılı çok utanç verici bir geziydi.
herif seni kurtarmaya geldiginde gozunun ustune bi tane patlativerseydin karizma falan dagilmazdi. hemde sen onu tekneye cikarip kurtarmis olurdun. kafayi calistirin. kendi kafayi calistirmamanizin cezasinida denize suya yuklemeyin.
Adam teknenin kaptanıydı. Bir de iki bacağım kalınlığında kol kasları vardı.
sen cirozsan ben ne yapayim? o zaman cizilecek tabi karizma. hayret bisey.
Sonra hırs yaptım, şişirdim biraz…