İZLENİMLER YORUMCULARINA İTHAF EDİLMİŞTİR

Takmatik: Ahval-i Şita

takmatik1.jpgUzun arayı bir takım kış ahvaliyle bozayım. Kara kış gelip üzerimize çöktü, malum küçük bir şehirde yaşıyorum, kışın getirdiklerinden bahsedeyim. “Bu sene kış olmadı, sular çekiliyor” diye söylenmeyi huy edinmiş karamsarlara inat, bir mübarek Salı akşamı yağmaya başlayan kar ertesi sabaha kadar devam etti, ben diyeyim 20 siz deyin 40 santim arası kaldırım boyu yolları doldurdu. Sadece kar olsa iyi, bir yandan da dondurucu rüzgar esiyor ki, gaflete düşüp “hemen şuraya varır gelirim” diye kulağı kapatmadan dışarı çıksan dönünce “yahu kulağım yerinde mi” diye yoklayacak hale geliyorsun. Rüzgar zaten her yeri kapatan karları öyle bir savuruyor ki, arabalar sanki kar deryasında  dalgalanan kayıklara dönüyor vs.

Edebiyatı bırakırsak, karın en şiddetli olduğu ilk gün “kardır yağar, küresel ısınma var, bu sene kış olmadı erbabının çenesi bir süre kesilir en azından” diyerek besmeleyle benim emektar otomobile atladım ve silecek gücüyle önümü görmeye çalışaraktan, henüz daha tam oturmamış karın üzerinde kayıp giderekten bir toplantı yapan arkadaşların yanına vasıl oldum. Ortalıkta araba filan yok, hemen kalkıp beni tebrik ettiler “yahu bu havada hem de senin kötü arabayla geldin ha, biz cesaret edemedik, berhüdar ol” diyerek bir vakit alkışlayıp beni övdüler. Ben de içimden “demek önemli bir iş yapmışım, Allah sayesinde biz yarın da arabayla yola düşer ve eşi dostu, muhalifi düşmanı hayretler içinde bırakırız” diyerek epey şişindim. Tabii ertesi gün havamı alacağımdan haberim yoktu.

Efendim, ertesi sabah baktım hava ılıman gibi, kar da iyice yerleşmiş, önce bir kürek arayıp evin önünü, merdivenleri açayım dedim. Gittim kürek yokmuş, bir bel buldum, ikide bir sapı çıkıyordu ama ne yapalım, merdivenleri ve arabanın etrafını açtım. O sırada elektrik sayacını okumak için bir görevli geldi, faturamı verdi. Komşunun sayacını açınca ne görelim, bir küçük kuş içeri sığınmış, hayret ettik, hayvana hayır dualar yolladık. Sonra bizim ufaklıklar da bir parça kar ile oynadılar, bir iki resim çektik, herşey yolunda görünüyordu. Güneş ayna gibi parlasa da, rüzgar şiddetlenmiş ve daha soğuk esmeye başlamıştı. Grayderler de bizim kenar mahallenin yollarını şöyle bir açmışlar, o da iyi en azından yol izi olur deyip arabaya atladım, sözde gene zincirsiz arabayla çarşıya gidip caka satacağım. Neyse, arabaya bindim ve sarsılaraktan 3-500 metre ilerledikten sonra nasıl  bir belaya çattığımı anladım.

Bizim grayderin karda açtığı yolu rüzgar doldurunca araba yarı beline kadar karın içine daldı ve yolun ortasında ne ileri ne de geri kıpırdayamaz vaziyette çakılı kaldı. Dışarıda da müthiş poyraz var, çıkıp küçük el küreğiyle tekerlerin önünü temizleyeyim dedim, mümkünatı yok. Zaten önümde en az 200 metre kar yığını var. Naçar kalıp telefonla bizim ustayı aradım, debriyaj balatası hikayesinden hatırlarsınız, “aman usta bugünü başka gün belleme, tarlanın içinde kaldım, tez zamanda bir takmatik zincir al, cennetin anahtarını cebe at” diyerek kendisine yalvardım.

karliyol2.jpg

Sağolsun 10-15 dakika içinde para kokusu almış girişimci gibi yanında çırağıyla beraber bir hacı Murata süvar olmuş geldi, zincir takmasına güvenip tarlaya akıncı beyi gibi daldı. Lakin neredeyse o da yola çakılacağından bin güçlükle geri gidip karın daha az olduğu başka bir yandan yaklaşıp yayan yanıma geldiler, kısa bir hoşbeşten sonra “senin lastik 165 değil miydi Fethi bey” dedi. Ben de “yok 175″ deyince bir vakit dövündü, bir iki telefon açtı, ancak zincir satıcısına ulaşamadı. Ben de “başlatma şimdi 165′ine, 175′ine tak zinciri zaten donduk” dedim ve usta ile çırak bir kriko yardımıyla lastiği kaldırdılar. Kaldırdılar dedimse, yer 30 santim kar olduğundan lastiğin altından ancak zincir geçecek bir mesafe açılabildi. Ha şöyle, ha böyle derken iki defa usta zinciri yanlış taktı, üçüncüde başardı. Ellerinde eldiven de yok, arada bir durup gözlerinden yaş gelerekten ellerini ısıtmaya çalışıyorlar. “Kardeşim bir de ustasın, niye eldivenin yok” dediğimde “öyle çalışamayız” dedi. İyi ama arada elinizi ısıtırsınız diye söylenirken, ikinci zincir de takıldı. Ondan sonra usta bana “Fethi bey şimdi sola kırarak çıkacaksın” dedi, sol dediği yerde 60 santim kar yığını var. Ben bir iki zorlattım usta başını iki yana sallayarak beni arabadan indirdi ve bir hamleyle kar yığınına dalıp arabayı karın az olduğu bölgeye attı. Ondan sonra da “Fethi bey, kesek görürsen oraya hızlı gireceksin” dedi. Kesek grayderin kenara yığdığı kar imiş. Neyse “siz öne düşün, tamirhaneye gidelim” dedim ama onların araba geri giderken istemeden ben öne düştüm ve arabayı daha hiç grayder yüzü görmemiş bakir kar yığınlarına doğru daldırdım. Usta yetişip biraz fırçalayınca binbir güçlük ve zincir gayretiyle anayola çıkmaya muvaffak oldum. Bu esnada bizim peder de son model otomobiliyle bizi görmüş, çıkageldi “hayrola, baba senin zincir yok mu” dediğimde kıs kıs gülerek “benim çivili kar lastiğim var” deyip yoluna devam etti.

Neyse ustayı takiben dükkana ulaştım. Bunlar çırakla yanık yağı yaktıkları ilkel bir sobanın etrafında ısınmaya çalışırken yanlarına geldim. Borcumuz nedir dediğimde herşey dahil 65 YTL dedi. Eh, ne yapalım, hemen çıkarıp verdim. 100 dese gene verecektim, duruma bakınca. Neyse usta bana biraz daha zincir konusunda bilgi verdi ve ben arabaya binip gitmek üzereyken bu defa marş bir türlü basmadı. Araba bir türlü ateşleme yapmıyordu. Neyse usta bir tornavida ile tüpün beynini kurcaladı ve tamam dedi, ben de oradan ayrıldım.

Tabii artık eski havam yoktu, evet, gene kimse otomobile binmeye cesaret edemezken otomobille gelmek bir başarıydı ama zincir takılmış ve 65 YTL toslamış bir otomobilin karizması da düşüyordu haliyle. Akşam üzeri dönüş yolunda bir viraj dönerken “nasıl olsa zincir var” diye gaza hafif dokununca yolun ortasında 365 derece dönüp kenardaki kar yığınına dalmam ayrı bir hikaye tabii. Allahtan yollarda benden başka akılsız yok ki kimse gelip ortadan toslamadı. Peki “neden arabaya biniyorsun, minibüs, otobüs yok mu, kış günü dellendin mi” diyebilirsiniz, maalesef evim kenar mahallede tarlaların içinde ve en yakın toplu taşıma aracı da benim gideceğim yerin tersine gidiyor. Elim mahkum anlayacağınız.

Ertesi gün problem çıkmadı ama akşam saat 17.00 civarlarında havanın -10 dereceye düşmesi bir sonraki günün hayli zorlu geçeceğinin göstergesiydi. Hakikaten de gece -20′yi bulan hava sabah güneş görüp ısınsın diye yolun kenarına koyduğum arabanın aküsünü felç etmiş. Marşa bastım, sinek vızıltısı gibi bir ses geldi. Bir iki denemeden sonra boşverip minibüse doğru yollandım. Şehirde heryer bembeyaz, belediye yolları şöyle alelusül açmış, ortalık buz gibi donmuş. Sükunet var. Az sayıda araba ve insan yavaş çekim gibi hareket ediyor. Neyse gittim elektrik faturası yatırdım, ondan sonra oğlan deneme sınavına girmiş onun sonucunu öğreneyim dedim, yarın açıklanacak dediler.

Akşam eve dönüp arabayı çalıştırdım, hemen gürül gürül marş bastı, güneşi görünce -5 de olsa fark etmiyor. Şimdi dışarıda -15 civarında soğuk var ve önümüzdeki bir hafta boyunca gündüzleri sıfırı dahi göremeyeceğim anlaşılıyor.

İşte böyle.

Peki nasıl ısınıyorum? Daha sonra…

4 Responses to “Takmatik: Ahval-i Şita”

  1. Hocam, sizin araba kış koşullarının arabasıdır, sıcağı hiç sevmez, karda buzda kaymaz, -50 derecede bile tak diye çalışır. Sizin şöförlükte iş yok sanırsam :D

  2. Öyle demeyin, yazın da hararetine derman yetmez. Yani her mevsimin arabasıdır.

  3. Fethi hocam buradaki yazılarınızı özlemişiz takipe devam ediyoruz. Ben geçen senelerde kar çok yağdığında arabayla gidip bir okulun bahçesine test sürüşü yapmıştım baya faydalı oluyor. Tabi bir de bir araba delisi olarak filmlerde gördüğüm hareketleride yapma imkanım olmuştu. Siz gerçi gayri ihtihari yapmışsınız benzer hareketleri :) selamlar saygılar…

  4. pardon ismimi yanlış girmişim makig değil makif

Leave a Reply

Kapat
E-posta ile paylaş