İZLENİMLER YORUMCULARINA İTHAF EDİLMİŞTİR

Kitapçıdaydım

kitaplar.jpgYaşadığım yerde bir kitapçıya gittim. Maksat vakit geçirmek. Çocukla da tanışıyorum, girişken biri. Dükkana bir iki masa atmış, gelene çay da ikram edecek. Aferin. Neyse beni gördüğüne epey sevindi, şimdi okullar kapalı olunca gelen giden yok, zahir hem “Fethi bey bir iki kitap alır siftah yaparız” diye düşünmüştür, hem de “sohbeti hoş adam, vakit geçer” demiştir. Ne var ne yok derken ben de raflara bir göz gezdirdim. Kıyıda köşede eski kitaplar gördüm, mesela Tonguç’un köy enstitüleri ile ilgili mektupları vardı, epey göz gezdirdim. Milli Eğitim işinde gram ilerleme kaydetmemişiz, onu anlamak için dahi okumak yeter. Problemler, şikayetler hep aynı. Konuyla ilgilenenlere önermek lazım.

Ben bir iki tavsiyede bulundum. O esnada kırtasiye bölümüne ev hanımı olduğunu zannettiğim biri geldi ve “Sizde örümcek adam posteri var mı” diye sordu. Kitapçı genç bir iki dergi deşeledi ama bulamadı. Biri de dua kitabı türü birşey sordu. Aklımda kalmamış. 1-2 saat orada kaldım, başka müşteri uğramadı. Bu esnada iki bardak çay, bir de duble kahve içtim. Çayları ters bir kahveci çırağı getiriyordu. Elimde çay raflar arasında dolaşırken tabağı bir rafta bırakmışım. Çırak sert bir sesle tabağı sordu, ben mahcubiyetle rafı gösterdim. Esnafa zorluk çıkarmamak lazım.

devrim.jpgBir kenarda Gelişim Yayınlarının 5 Ciltlik Devrimler ve Karşı Devrimler ansiklopedisini gördüm. Muhtemelen bir iki yıldır ellenmediğinden çok tozluydu. Hemen bir kenara ayırdım. Bir de resimli 4 cilt ansiklopedi buldum. Çocuklar için sayılmaz ama resimli olunca onların da ilgisini çeker diyerek onları da aldım. Türkiye’de çok partili düzene geçişte dış etkenler diye bir kitap ilgimi çekti, şu anda da onu okuyorum, yarıladım. Bence iyi yazılmış, Kemalizm ile İtalyan, Alman faşizmi, Rus komünizmi etkileşmesini belgelerle açıklıyor. Asıl kabahatin Atatürk’te olmadığını, Recep Peker ile İsmet İnönü’nün dümen yaptığını filan ileri sürüyor. Pek de haksız değil gibi ama incelemek lazım. Neyse, 3-4 kitap daha aldım.

Hepsi 50 lira oldu. Bence makul, o ansiklopediyi nereden bulacağım, çocukta kredi kartı yok, sonra ver filan dese de sarı elliliği tezgaha attığımda gözleri ışıldadı.

İşte böyle.

Yerel Gazete

Geçenlerde bahsettiğim hoca kitaplarını gönderdi demiştim, bir de içine yerel gazete sıkıştırmış. Mahalli gazeteleri severim, ilginç şeyler çıkar. Bu hakikaten incelemeye değer şey. Bu arada hocanın 3 telif, 5-6 da çeviri kitabı geldi. Aklınca hava mı atıyor, neyse. Yeni Ekonomi diye biri var, kapağı berbat ama ödüllü filan diyor, ikinci baskıymış. Ahbap çavuş ödülü mü diye baktım, değil galiba. Ekonominin eskisi, yenisi mi olur diyerek biraz inceledim, neredeyse 10 yıllık bir süreçte yazılmış kitap, şimdilerde Murat Karun’un ilgilendiği şeyler, internet, yok bilgi toplumu, sanayi toplumu, üçüncü dalga, dördüncü boyut vs. Türkiye’ye dair birşey yok ama okunabilir. Kulağını bir çekeyim, belki Türkiye ile ilgili değerlendirmelerle günceller. Neyse, o iş bizim mevzumuz değil, Murat Karun baksın, ben yerel gazeteden bahsedeceğim.

(Gazetedeki isim ve resimleri ilgili şahısların izni olmadığı gerekçesiyle kapatmaya çalıştım, resimlere tıklayarak tümünü görebilirsiniz)

brovabaskan1.jpg

Yerel gazeteler genelde maddi imkansızlık içinde çıkar ve biraz namerde muhtaçtırlar. Büyük gazeteler sanki farklı mı, onlar da parayı verenin düdüğünü çalar diyebilirsiniz, ki yanlış diyemem. Tek fark yerel gazetede buna ilaveten imla ve mantık hatalarının da olması. Misal bu gazetenin adı: Direniş. Ortada bir Atatürk resmi var, doğal olarak “herhalde ulusalcı bir gazete” diyorsunuz. Ancak içindeki yazılar her telden. Manşette “Brova Başkan” deniyor. Bravo demediğine göre başka bir anlam mı kastedilmiş? Hayır, diğer yanlışlara da bakınca alenen hatalı söylendiği anlaşılıyor. Peki başkana neden “brova” deniyor? Haberi okuyunca hiçbir gerekçe görünmüyor. Ama yerel gazetenin arka sayfasında silme bir reklam var, başkan vermiş. Manşetin kerameti biraz çözüldü şimdi.

camlikyangin.jpg

Alt tarafta da ilginç bir haber var. “…çamlığın yangını’nı kahraman türk polis kurtardı” denmiş. Yangını kurtararn “kahraman” Türk Polisi, ilginç haberin detayında iki ağacın tutuştuğu yerde polislerin elleri ve ayaklarıyla etrafa sıçramayı önlediği anlatılıyor. Bu da önemli tabii, küçümsememek lazım. Haberde polislerin adı da anılmış. Teşekkürler kahraman Türk polisi diyerek bir köşe yazısına geçiyoruz.

maydonoz2.jpg

Köşe yazarının resminden gençten ama asabi biri olduğu anlaşılıyor. Yazısının başlığı “Herkes Üstüne Vazife Olmayan İşlere, Maydanoz Olmasın” şeklinde. Yazar CHP’nin adı geçen vilayette başarısız olmasına sevinenlere, akıl verenlere kızmış olacak yerel üslupla fırça atıyor. Hakikaten hoş olmuş. Mesela “arkadaş, sen CHP’ye oy verdinmi? Hayır, genel başkan değişse oy vereçenmi,Hayır, Sana ne be kardeşim, benim genel başkanım ve adaylarım, sana kim veriyor bunu konuşma hakkını.Obizim iç meselemizdir kimse’ye ve hele hele CHP düşmanlarına düşmez. Herkes haddini bilsin.Her şeye maydanoz olmayın.” bölümü hoşuma gitti. Dobra, delikanlı adamı severm..

maydonoztum1.jpg

Hasılı, yerel gazetede daha nice bozuk imla, mürettip hatası ama samimiyet ile dolu haber ve yorum var. Resimlerini de koydum ki işte tarihe mal olsun. Geçnelerde de Yozgat’tan bir okurumuz yerel gazete göndermişti, bulabilirsem onu da inceleyeyim. Kendi yaşadığım yerdekini yazarsam kızan çıkar, fazla işi karıştırmamak lazım.

Tabii yerel gazeteler iyidir diyorum ama biraz daha editörlük işine dikkat edilse iyi olur. Eskiden kurşun harfler dökülürmüş, artık sıradan bir kelime işlemci ile yazıldığında hatanın altını kırmızı ile çizip gösteriyorlar. Tabii otantik olsun deniyorsa o ayrı.

Balata değişti

Debriyaj balatasını değiştirdiler, işçilik dahil 170 YTL ödedim. Usta “Fethi bey, yan sanayi olsa daha ucuz olurdu ama elimizde yok” deyince mecbur orijinal taktırdım. Ne yapalım kısmet öyleymiş. Birkaç saatte hallettiler, malum debriyaj balatasını değiştirebilmek için epey bir yeri sökmeleri, motorla şanzıman arasını açmaları gerekiyor. İş bitimine yakın gittim, debriyaj balatamın paramparça olduğunu söylediler. Bilmem doğru bilmem yanlış. Bu arada bir de çay getirdiler, demli esnaf çayı. Sonra tamiri yapan kalfa “abi, ikinci vitese geçerken zorlanıyor muydu önceden” diye sordu. Ben de “evet biraz takılıyordu” deyince, vites körüğünün altında biryerleri yağladı. Tamam, dedi, parayı kredi kartından ödedim ve çıktım.

Sanayi içinde bir de ne göreyim, benim araba ikinci vitese zor geçiyor, sanki plastik birşey vites kolunu tutuyor. Bir iki deneme yaptım, baktım bir anormallik var, geri döndüm. Ustaya anlattım, o da baktı, evet 2. viteste sıkıntı var. Az önce bana soru soran kalfayı çağırdı, çocuk önce homurdandı “ben sordum, önceden de problem varmış” diyerek çamura yatmak istedi ama “kardeşim benim dediğim bu değil” diye itiraz ettim. Neyse arabayı yerdeki bir oyuğun üzerine çektiler, oğlan aşağı indi, meğer orada bir kelepçeyi sıkmayı unutmuşlar. Vites eski halini aldı. Tamam dedim ayrılm.

Şimdilik iyi gibi, bir de kapı kilidi ile zor yanan far düğmesini yaptırırsam ne ala.

Domatez

domtes23.jpgİstanbul’da domatese neden “domatez” derler merak ederim. Genelde maç yapmak yerine maç etmek kullanılması gibi tuhafıma gider. Herneyse, sabah bahçede şöyle bir turlarken yeni domatesler gördüm. Geçenlerde siftahı yaptığım domatesden daha irileri vardı, birkaç tane topladım. Küçük, kiraz gibi olanlardan da buldum 5-6 tane. Bunları bizim kız anında götürüyor. Afiyet olsun. Ha, iki de salatalık vardı, biri iyice büyümüş. Domatesin birinin üstü hafif yeşildi, içini kestim, pembe ile yeşilin karışımı mükemmel bir görüntü arz ediyordu.

Millet şimdi organik sebzeye meraklı, bunları ben kendim yetiştiriyorum. Tadı da mükemmel, kışın ne yapacağım bilmem, standart domatesi yemek zor olacak. Bunları doğrayıp buzluğa mı atsak. Neyse, istikbali boşvermek lazım, an bu andır. Bu arada abartıp abartmadığımı test etmek isteyenler buyursun gelsin, şu gördüğünüz tuluk eşliğinde ziyafet çekeriz.

domtuz.jpg

Bu yazının özel olarak Fatih ve Metin bey için kaleme alındığını öne sürenler hata etmiştir diyemem. Etmemiştir de diyemem.

Boşanma İstidası

Dün bir Türk filmine rastladım, Cüneyt Arkın kiralık koca rolünde zengin adamın hoppa kızı Fatma Girik’i adam ediyordu. Bir sahne şöyle, kızın babası Cüneyt’in yanına gelerek “kızımı ayartmaya kalkma ha, bak boşanmaya söz verdin” diyor Cüneyt de  “boşanma istidamı daha önce vermiştim” şeklinde cevaplıyor. Filmin devamı konu olarak absürd ama sırf Cüneyt Arkın’ın oyunu için izlenebilir. Şu adama hayran olmamak mümkün değil.  Bu arada, istida ne zaman dilekçe oldu onu hatırlamıyorum. Müddeiumumi daha eski olmalı. Resimde Nubar usta da var, Fatma Girik’i insanlaştırma sürecinde tipik olarak fakir ama onurlu bir meyhanede kafa çekiliyor.
cuneytsatilik.jpg

Paçalı Donun Dönüşü

bokseer.jpgPlajda mayo filan denince, biraz da iç çamaşırına değineyim dedim. Web günlüğüne yazıyoruz ya, orası da tamam olsun. Efendim eskiden paçalı don vardı. Daha sonra, 80′lerden itibaren filan “canım, paçalı don da neymiş, modern adama yakışır mı” denmeye başlandı. Şimdi paçalı donun muhteşem dönüşüne şahit olunuyormuş. Tabii buna paçalı don yerine kulağa daha hoş geldiğinden bokser deniyormuş. Yeni nesil erkekler genelde paçalı donun karikatürle modernleştirilmiş olanlarından şort giyiyormuş, bu donlara bugs bunny vs. resmi basılıyormuş, genç kızlar arkadaşlarına hediye ediyormuş. (Fiyatlar da epey kazık, ben bu paraya semt pazarında 15 tane paçasız don alırım be.) Şu hediye anlayışı da ilginç değil mi, kız adama don alıyor.

-Tuğbacan, doğum günüaende Beriksel’e ne aldıaean?
-Paçealı don, ayyh, bokser kilot aldım, üzerinde Fred Çakmaktaş var.
-Süppear.

Genç kızlar da elan slip mayonun kıçı tamamen açıkta bırakanından kilot giyiyormuş. Böylece düşük bel pantolonla eğilince kıçı meydana çıkıyormuş. Tango mu bir şey var, şimdi millet harıl harıl bunu inceliyor. Herhalde bunu giyen hanımın bir bildiği vardır. Öyle ya hiç giymese de olacakken, yarım yamalak bir şeyi niye giysin? Bunun üzerine felsefe filan yapılıyor şimdi. Özgürlük, mözgürlük millet liberal filozof kesildi. Keçi sakal bırakanı, saçı arkadan bağlayanı, yakasız gömlek giyeni, dindarı, dinsizi, bileni, bilmeyeni konuyu tartışıyor. Özellikle abazan olduğunu tahmin ettiğim filozof erkekler “olamaz, hanımların açık giyinme özgürlüğüne karışılamaz, bu demokrasiye, parlamenter rejime aykırıdır” şeklinde derin analizler yapıyorlar. Kadınlar da savunuyormuş, onların gerekçesi salt özgürlük, ne güzel.

Eskiden de etek boyu önemliydi. Hatta Arif Nihat Asya’dan bir şiir bu mevzuda söylenirdi, “Onlar diyor mini etek, ben diyorum hani etek”. Sağda solda kısa etek giyene teşhirci değil modern, kendine güvenen filan denirdi. Hani şu ara bir reklam var ya, salak tipli, sürekli ağzı yarım açık dolaşan uzunca bir oğlan kız arkadaşına “kısa sana yakışıyor” filan diyor. Kız kısa etek giyip geliyor, oğlan aptalca sırıtırken herkes kızı (ve muhtemelen erkeğin serbestliğe verdiği önmi) alkışlıyor filan. Zamanında bunlara deyyus denirdi, şimdi larj adam, çağdaş, özgürlükçü de deniyor herhalde ne bileyim, ben pek alakalı değilim.

Peki ben bu işlere ne diyorum? Bana ne canım, kim ne giyerse giysin, yahut giymesin. Ben iç çamaşırında ucuzluğa bakarım.

Plaj Keyfi

plaj2.jpgEfendim denizi, güneşi, kumu hiç sevmem. İnsanların sırtlarını yakıp heykel gibi dolaşmak üzere deniz kenarı, diğer bir ifadeyle cehenneme akın etmesine mana veremem. Tanıdığım esprili bir şahsın benzetmesiyle denizde yanıp “yağır eşşeğe dönenleri” anlayan beri gelsin. İnsanoğlu hakikaten akılsız bir yaratıktır, akılsız başın cezasını kimi zaman ayaklar, kimi zaman vücudun diğer organları çeker durur. Bir takım budala ekonomist ve siyasiler de insan rasyoneldir filan diyerek saçmalarlar.

Bir defa deniz kenarı kumludur. Adamın üstüne başına yapışır. Denize girdin diyelim, çıkarken ille de ayağın kumlanır. Terlik giysen daha kötü, içi kumlanır, rahatsız eder. Terlik giymesen ayağın kızgın kumda yanar, Kuğu Gölü balesi yaparcasına hoplayarak gezer durursun. Deniz suyu tuzludur, adamı rahatsız eder, ille de o an için pratik olmayan duşa girmen gerekir. Duş ya çok soğuktur, ya da çok uzaktadır, gidip gelsen gene kuma batarsın. Hele çoluk çocukla berabersen ayvayı yedin. Temizlenmesi gereken kum adam miktarı daha da artar. Sonra sıcaktır. Eğer sıcak iyi birşey ise niye küresel ısınmadan şikayet ediliyor? Fıstık gibi yanarsınız, kömür gibi olursunuz fena mı?

Bu denize gitme işinin birçok yönü var. Mesela zengin iseniz pek problem olmayabilir, adam başı geceliği asgari ücrete lüks bir otelde keyif yaparken bu kum eziyetini hafifletebilirsiniz ama o kadar paran varsa git dünyayı dolaş, Prag, Paris, Atina, Barselona’yı gör. Bodrum’da, Alanya’da eşşek yüküyle parayı güneşin altında rezil olmaya harcayan adamdan ne hayır gelir vatana millete? Ha, bunların biraz görgüsüzünün derdi de açık büfe denen rezalette çatlayana kadar tıkınıp, “parasını verdim ulan” diyerek yiyemediğini de çöpe atmaktır. Be adam, yaz günü sıcağın altında zıkkımlanacağına git Alplerde serinle. Sonra plajlarda nedir öyle milletin vaziyeti, kadınlar kızlar kıçı, göbeği açık sere serpe dolaşıyor. Erkeklerin eski modellerinde de slip mayolar var, göbek üstüne sarkmış, iğrenç bir manzara. Muhafazakar hanımlar tüm elbiseyle denize giriyorlar ki, Kızılmaske Fantom gibi görünüyorlar. Fantom demişken, bir ara da Mandrake ve Abdullah’tan bahsederiz inşallah. Çizgi Romanın kralıydı.

Fukara takımı zaten ailece denize gidemez, eskiden kötü bir arabayla çadır tatili yaptığımızı hatırlıyorum, hakikaten kabus gibiydi. İğrenç bir çadırda tüp filan vardı. Orta halli olanlar ise ucuz pansiyonlarda kalırlar, be adam madem uyuz uyuz oturup tavla oynayacaksın, bari evinde kal da hanıma eziyet olmasın. Hem paran da cebinde kalır.

Kısaca Türkiye’de deniz tatilinin “insanoğlu gör kendine nasıl eziyet eder” sözünü doğrulama dışında manası yoktur. Kalabalık, sıcak, pislik, kum, güneş yanığı, slip mayo, soğuk duş, açık büfe, tavla vs. Daha ne diyeyim. Memleketimizin öyle yaylaları, serin yerleri var ki, sadece hevesli gençler sırtına heybesini yüklenip istifade ediyorlar. Halbuki imkan olsa da gidip kafa dinlenmek ne güzel olur.

Halat değil baskı balatası

Usta eve gidip bakmış, şimdi telefon açtı, benim bahsettiğim problem görülmüyormuş. O vakit nedir dedim, baskı balatası arızalıymış 150-200 papeli bulur diyor. Bakalım ne halt edeceğiz.

Debriyaj

debraj.jpgAkşam bir yere gideceğim, baktım araba çalışırken vitese geçmiyor. Hanım getirmişti, o da kalkışta bir ses yaptı dedi. Araba boşta çalışıyor. Çalışmazken vitesler geçiyor, ama çalışınca kilitleniyor, vites gram oynamıyor. Bu nedir, derken internette bir forumda aynen problemi buldum, daha önce gönderilen soruya forum yöneticisi tamirci usta “önemli değil, debriyaj halatı kopmuştur, basit birşey” cevabını vermiş. Oh, iyi. Ben debriyaj balatasını yedik diye endişe etmiştim. Gerçi balata bitse araba gene de giderdi, oradan kafam karıştı. Neyse, usta gidip halledecekti, sanayiye çekmeden de yapılabilirmiş. Başka bir problem yoksa ne ala.

Tomatis

Sezonun ilk iri domatesini bahçeyi sularken yaprakların altına gizlenmiş vaziyette buldum. (Ve suyu açık bıraktığımı şimdi hatırladım, koşup kapatayım…) Evet, fazla zayiat yok, kalan iki diziyi de suladım. Ne diyorduk, iri domatesi buldum. Bunlardan daha çok var ve daha büyükleri de olacak ama ilk olunca keyfi ayrı oluyor. 4-5 tane de şu küçüklerden buldum, kiraz gibi olanlar. Onları bizim kız seviyor, ben büyüğü aldım, bir süre seyrettikten sonra aklıma şu kebapçının domatesi geldi.

domatesler1.jpg

Acaba kessem içinde bir yazı bulup meşhur olabilir miydim? Önce kebapçı gibi diklemeye kestim. Hay maşşallah dedim, domatesin içinde hiç boşluk yok, iyi beslenmiş ve tamamen doğal. Mateessüf içinde paraya tahvil edilebilecek bir iz, işaret bulamadım. Gerçi zorlasan çıkar ama aleni olmayınca ne fayda. Bir de enlemeye kestim, şans güler mi diye, hayır, bolca çekirdek var. Neyse kısmet değilmiş. Halbuki şu resimdeki gibi birşey olsa ne iyi olurdu.

yomkesika.jpg

Peki sonra ne yaptım? Derhal dörde bölünmüş domatesi tuzlayıp afiyetle yedim. Çok lezzetliydi, ekşi gibi ama değil, dolgun, ağzınızda dağılıp gidiyor. Üç dilimi ben yedim, bir dilimi de hanıma verdim. Önümüzdeki günlerde Allahtan mani gelmezse epey domates yiyecek gibiyim.

Arzu eden buyursun gelsin, güzel tatlı biber de var. Közleriz.

Kapat
E-posta ile paylaş